Ana Sayfa MANŞET, TÜRK DÜNYASI 17 Eylül 2019 90 Görüntüleme

AHISKA’SIZ 190 YIL

Bugünkü millî sınırlarımızın yanı başında, eski eyalet merkezimiz olan Ahıska, kadim bir Türk coğrafyasıdır. Yazılı/bilinen tarihiyle 3 bin yıllık Türklük geçmişi olan bu bölge, Osmanlı İmparatorluğunun Anadolu doğusunda yer alan Erzurum ve Trabzon’dan sonra en önemli yerleşim merkezidir.

Lala Mustafa Paşa başbuğluğunda, Safevî ordusuna karşı 8 Ağustos 1578 tarihinde kazanılan Çıldır Zaferinin akabinde Osmanlı topraklarına katılan Ahıska, fetihten kısa bir süre sonra teşkil edilen Çıldır Eyaletinin de idarî merkezi olmuştur. Ardahan da o dönem Ahıska’ya bağlı bir sancaktır.

Küçük bir balıkçı kabilesiyken, günümüzde Rusya toplumunu oluşturan doğu Slavları, dünya tarihinin çok geç dönemlerinde ancak bir devlet haline gelebilmiş, sonrasında da Kafkasya üzerine farklı politikalar izlemişlerdir. 19. Asrın başlarında, ekserî çoğunluğunu Türklerin oluşturduğu bu bölge üzerine vahşiyâne saldırılarda bulunmuşlar; 1807, 1810 ve 1811’de yaptıkları Ahıska kuşatmalarından ise sonuç alamamışlardır.

Rusların, Osmanlı payitahtı olan İstanbul ve Anadolu’nun kilidi olarak gördükleri Ahıska’da aldıkları yenilgiler, onları bu sevdadan vazgeçirmemiş, 17 Ağustos 1828’de şehri bir kez daha kuşatma altına almışlardır. Ahıskalılar, öteden beri kahramanca dövüşleriyle tanınan, kadınıyla erkeğiyle Ruslara âmân vermemiş bir topluluktur. Bu kuşatmada da ağır saldırılara karşı direnen Ahıskalılar, “Siz gök yüzündeki ay’ı Ahıska’nın câmisindeki hilâlden çok daha kolaylıkla sökebilirsiniz!” diyerek destansı bir direniş göstermişlerdir.

Yalnız Türklerin bu direnişine karşı, savaşarak şehri teslim alamayacaklarını anlayan Ruslar, onları dört gezle bekleyen Ermeni ve Yahudilerle anlaşarak şehri içten ele geçirmeye çalışmıştır. 28 Ağustos’ta sabaha karşı ânî bir hücumla harekete geçerek Ahıska’yı ağır bir top ateşine tutmuşlardır. Ermeni mahallelerinden şehre girmeyi başarmış olan Ruslar, Ahıska’yı mahalle mahalle değil, ev ev savaşarak ele geçirmişlerdir. Şehirde yangın çıkarılarak vahşice saldırılarla teslim alınan Ahıska’nın o günkü durumunu, Rusya ve Kafkasya bölgesindeki çalışmaları ile tanınan İngiliz gezgin ve gazeteci John Frederick Baddeley şöyle anlatmaktadır: “Her tarafa yangın paçavraları atarak şehrin evlerini yakmaya başladılar. Genç, ihtiyar şehir halkı büyük bir cesaretle savaştılar. Kadınlar canlı olarak Rusların eline geçmektense yanan binalara dalarak canlı canlı yanmayı tercih ediyorlardı. Bir câmide toplanan yüzlerce insan diri diri yakıldı. Rus askerleri bu kahramanca mücadeleyi sindiremiyor, ele geçirdikleri insanı çocuk dahi olsa acımasızca öldürüyorlardı.”

Baddeley’in “Eğer elinden gelirse ayağının altında ot bitmesine izin vermeyecek kadar zâlim birisi!” olarak andığı Kafkasya Rus Orduları Başkumandanı Mareşal Paskiyeviç komutasında ağır muharebeler sonrasında Ahıska’yı ele geçiren Ruslar, şehir ahâlisini katletmiş, yağmalamalar yaparak kütüphanelerindeki değerli kitaplarını dahi Tiflis ve St. Petersburg’a kaçırmıştır.

1829 kışında Ahıska’nın tekrar alınması için Acaralılar tarafından büyük bir kuvvet oluşturularak şehir geri alınmışsa da, Ruslar güçlerini toplayarak tekrar şehri ele geçirmişlerdir.

190 yıl önce bugün (14 Eylül 1829) masaya oturan Osmanlı İmparatorluğu ve Rus İmparatorluğu arasında imzalanan Edirne Antlaşmasıyla Ahıska resmî olarak Ruslara bırakılmıştır. Böylece Ahıska için kara günler başlamış, Rus müstemlekesi olarak yaşamak istemeyen on binlerce Türk; Ardahan, Posof, Hanak, Çıldır-Kurtkale, Artvin, Şavşat, Ardanuç, Yusufeli, Oltu, Uzundere, Tortum ve çevresi başta olmak üzere Anadolu içlerine göç etmişlerdir.

Türklerden boşalan Ahıska köylerine ise, Edirne Antlaşması gereği Erzurum, Kars ve çevresinden çekilen Rusların peşine takılan 90 bin civarında Ermeni yerleştirilmiştir.

Bu tarihlerde Ahıska köylerine yerleşen, Rus işgali yıllarında yüz yıllarca beraber yaşadıkları Türk komşularına cephe alan Ermeniler, halen geldikleri yerleri unutmamış ve anadilleri gibi Türkçe konuşmaya devam etmişlerdir. Öyle ki, Posof’tan Ahıska’ya doğru giderken içerisinden geçilen Nohrep köyü girişinde ‘1829 Erzurum’ yazılı bir abideyi de dikmeyi unutmamışlardır!

Ahıska’da kalmaya devam eden Türkler de, 15 Kasım 1944 tarihinde ‘şeraret dehası’, ‘zulmün ve şekavetin ezelî mübtelâsı’ Stalin tarafından Batı Türkistan bölgelerine (Kazakistan, Kırgızistan ve Özbekistan) sürgün edilmiştir.

Ahıska’mıza veda etmemizin üzerinden bugün 190 yıl geçti! 14 Eylül 1829’da imzalanan Edirne Antlaşmasıyla Ahıska resmî olarak Anadolu Türklüğünden ayrı düştü!

Ama Ahıska halen “Ben Türk’üm, Türk kalacağım!” diye haykırıyor. “Ben buradayım!” diyor tüm heybetiyle Ahıska Kalesi… “Ben buradayım!” diyor Ahmediye Camii… “Ben buradayım!” diyor Osman Server Atabek… “Ben buradayım!” diyor Ömer Faik Numanzâde…

Sağır mısın ey Çoruh, Kür, Aras?
Duy beni Ağrı, dinle beni Erciyes,
Hürriyet istiyorum, hürriyet istiyorum!

 

Bu yazı Kaan Gündoğdunun Facebook adresinden alınmıştır.

Görüntünün olası içeriği: Kaan Gündoğdu, gülümsüyor, yakın çekim

Kaan Gündoğdu

Yorumlar

sanalbasin.com üyesidir
Haber Merkezi | Karabudun.com.tr