Ana Sayfa MANŞET, YAZAR 24.07.2019 923 Görüntüleme

GEÇEN YİNE DEVLET BEY ARADI..!

“Şol gökleri kaldıranın,
Donatarak dolduranın,
Ol deyince olduranın,
Doksan dokuz adı ile…”

hepinizi selamlıyorum.

Geçen hafta ben diyeyim pazartesi siz deyin salı günü evdeyim. Bir keyif uzanmış televizyona bakıyorum. Derken telefonum çalmaya başladı. Şarjdaki telefona bir gayret usana sıkıla gittim. Ankara alan kodlu bir numara arıyordu. Bir an Enerji Bakanlığı’nın bant kaydıdır diye düşündüm. Fakat onlar genelde çaldırıp kapatıyordu. Kontör gitmesin diye de kısa çaldırıyordu yakalayamıyordum.

Açtım telefonu ve ‘’Efendim’’ dememe kalmadan karşımdaki ses ‘’MHP Genel Merkezi’’ diye söze girince hemen atletimin önünü ilikledim. ‘’Liderimiz sizinle görüşecek. Hatta kalın’’ dediler. Ama bir gariplik vardı. Aslında genelde cep telefonundan arardı beni. Demek ki şarjı bitmişti diye düşündüm. Velhasıl ben bunları düşünürken Liderimiz telefonun öteki ucundan o güzel sesi ile ‘’Selamın Aleyküm’’ dedikten sonra ‘’Evladım derhal Ankara’ya gelmelisin. Seni bekliyorum.’’ Dedi.

Lider bekletilir mi ? Apar topar hazırlığa başladım. Hemen giyim-kuşam sakal traşı derken bir yandan uçak bileti bakıyorum. Baktım F35’lerin geleceği yok. Atladım bizim emektara, bir koşu koyuldum yola. Hoooop AŞTİ (Ankara Şehirlerarası Otobüs Terminal İşletmeciliği).

Çevirdim bir taksi. Taksiciye dedim ‘’Beni Dünya Türklüğü’nün merkezine götür.’’ Adam yüzüme budist rahipmişim ve tapınak arıyormuşum gibi bakınca ‘’Kardeş beni MHP Genel Merkezi’ne götürüver.’’ Dedim. ‘’Haaaa şöyle desene Abi. Bizim eski yer.’’ Dedi. Mevzunun nereye geleceğini anlamıştım. Ama taksici abimizin bu denli karmaşık ideolojik bunalım yaşayacağını kestirememiştim. Neyse konumuzda o değil zaten.

MHP Genel Merkezi’ne geldik. Atladım taksiden, koştum partiye. Merdivenleri 4’er çıkacaktım ama bir kazaya sebebiyet vermeme adına tek tek hızlıca çıktım. Girişte traşlı güleryüzlü güvenlikçi kardeşler karşıladı. Biran yanlış yerde miyim acaba diye düşünürken arkada oturan Hilal Bıyıklı emmileri görünce rahatladım. Standart her kurumda var olan X-Ray’lerden kurulu olan girişten geçerken üzerimdeki tüm roketatar, füze başlığı, kalaşnikof, C4 ne varsa bıraktım. Öyle ya hani mafyayız neticede boş gezmiyoruz. Hatta bir rivayete göre ben üzerimdekileri bırakınca S400’lerin Ankara’ya yakın yerlere kurulma ihtiyacı ortadan kalkmış; artık güzel Ordu’muzu da kapsayacak şekilde konuşlandıracaklarmış.

Velhasıl geçtik X-Ray’i sağ tarafta asansörlere yöneldim ama daha fazla bekletmeme adına çıktım merdivenlerden. İkinci kattaki Genel Başkanlık makamında ‘’Retina Taraması’’ var. Ülkücüyü gözünden tanıyorlar. O yüzden değilseniz boşa gitmeyin. Vardım Genel Başkanlık makamına, dediler ‘’Nerede kaldın.’’ Diyemedim ki yolda kaldım otobüsle geldim. Neyse hemen son kontrolleri yaptım, üstümü saçımı düzelttim derken Lider’imizin makamına girdim.

O, her zamanki ‘’Devlet’’ sıcaklığı ile karşılarken elini öptüm ve ‘’Otur Evladım.’’ Dedi. Tabi yol boyunca kafamda hazırlık yapmışım. Beni aradığına göre konumuz Samsun. Genelde bana sorarlar Samsun’u. Ben bunları düşünürken birçok Samsun’daki Ülkücünün bildiği Ziraat Bankası’nın köşedeki topal uyuz köpeği anlattı Lider’imiz. O an anladım ki Lider’imiz Samsun’daki bütün ‘’Uyuz İtleri’’ tanıyordu ve biliyordu.

Derken uyandım. Siz de uyanın artık KARDEŞİM. Yok efendim neymiş ‘’Lider, Samsun hakkında bilgi almak için aramışmış.’’ Yok efendim ‘’Davete icabet etmişmişiz.’’ Tabi nasıl olsa yalanda ismi geçen 2 kişi var. Gidip kimse Lider’e sorup konunun doğruluğunu teyit alamayacağına göre; 1 fotoğraf çektirip Samsun’a dönünce atan atana.

Bak Sevgili Kardeşim..!

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezi herkesin kolaylıkla girebileceği, rutin güvenlik aramasından geçtikten sonra Genel Başkan Yardımcıları yahut Liderimiz ile rahatlıkla görüşebileceğiniz bir yer. Çıkınca ikinci kata Kaleme kimlik bilginizi, nerden geldiğinizi niye geldiğinizi efendi gibi anlatırsanız. Eğer oradaysa Liderimizle illaki görüşürsünüz.

Görüşürsünüz görüşmesine de hiç mi düşünmezsiniz ki böylesi Devlet düsturuna sahip biri Genel Merkezde onca yardımcısı, danışmanı, vekili, çalışanı, il başkanı, yöneticileri, ilçe başkanları, onların yöneticileri, sendikaları, sivil toplum kuruluşları vs. varken birilerini arayacak bunca görev verdiklerini ezecek ve o kişiyi muteber sayıp bilgi alacak. Böylesi herkesten muteber görüp görüş aldığı kişilere hiç birşey olmazsa danışmanlık görevi vermeyecek ve o kişilerde gelip senle-benle (ki benle öyle bityavruları oturamaz) aynı çay ocaklarında oturup hesabı birine nasıl ödetirim şimdi diye kırk takla atacak.

Tabi bu işin başka boyutları da var. Mesela yapan yapıyor tamam da bunu haberleştirenlere ne dersiniz. Böylesi absürtlüğü haberleştirenlerin ne denli doğru ve düzgün habercilik anlayışı olabilir diye anlatmayacağım. Keza ben bu konudaki fikirlerimi çok daha evvel beyan ettim. Ve kendileri buna yakışır şekilde davranmaya devam ediyorlar. Yine yanılmamış olmanın haklı gururu ile bu konuların asıl takıldığım kısmı, sizler bu hususlara nasıl inanabiliyorsunuz.

Dönem dönem ismimi de içerisinde barındıran sözde haberler yapan bu siteciklerde ifade edilenleri doğru kabul sayıp; bazen merakla, bazen hayretle genelde çekinerek sorduğunuz şeylere cevaben bir hikaye anlatayım sizlere;

Adamın biri “Kurban” konusunu anlatıyormuş:
“Çocuğu olmayan Hazreti Davut, Allah’a dua etmiş ve ’Yarabbim bana bir kız çocuğu ver, onu sana kurban edeyim’ demiş… Dua tutmuş; Davut, kızının adını Ayşekoymuş… Gel zaman git zaman, çocuğun kurban edileceği zaman gelmiş. Hz. Davut kızı yatırmış, tam boğazını kesip kurban edecekken Azrail gökten bir keçiyle çıkagelmiş ve ’Kızı bırak, al bu keçiyi kurban et’ demiş…”

Dinleyenlerden biri dayanamamış:

“Yahu bunun neresini düzelteyim… Hz. Davut değil Hz. İbrahim, kız değil erkek, Ayşe değil İsmail, Azrail değil Cebrail, kurban edilen de keçi değil koç olacaktı!”

Şimdi birbirinden değerli ve çok sevdiğim  dost, arkadaş, abi, abla ve kardeşlerim; bir şeyler yazan-çizenlerin konuyu nereden uydurup yazdıklarına daha vakıf olmanız için bir şeyler ifade ettim. O yüzdendir ki bu hikayede de olduğu gibi ‘’ŞİMDİ BEN BU ANLATILANLARIN NERESİNİ DÜZELTEYİM..’’

Türkçe konuşulan, Türk’e yurtluk etmiş olan yerler kıyamete kadar Türk’ün hükmünde kalsın !

Tanrı Türk’ü Korusun ve Yüceltsin..!

 

Yalçın Altıntaş – 24/07/2019

 

Yorumlar

sanalbasin.com üyesidir
Haber Merkezi | Karabudun.com.tr