Ana Sayfa MANŞET, YAZAR 6.07.2019 445 Görüntüleme

GÜNDEMDEN UZAK!

“Ben Türk Milleti’ni;
Sokaklarda ıspanak fiyatına satılan demokrasiye,
Rüşvetle, hile ile çiğnenen, çiğnetilen hukuk düzenlerine,
Ahlaktan mahrum bir hürriyete, tefeciliğe, karaborsaya yer veren bir ekonomiye çağırmıyorum.
Türklük şuur ve gururuna, İslam ahlak ve faziletine, yoksullukla savaşa, adalette yarışa, birliğe, kardeşliğe, kısacası hak yolu, hakikat yolu, ALLAH yoluna çağırıyorum. Modern medeniyetin en ön safına geçmek üzere çağlar üzerinden sıçramaya çağırıyorum. Hareketin adını açıkça ilan ediyorum:
Yeniden maneviyata dönüş…” (1)

 

Uzun soluklu seçim parkurlarını geride bıraktığımız bu günlerde, gündelik zam haberleri, hayatımızın bir parçası olan ve artık sadece sayılardan ibaret olan şehit haberleri gibi olağanlaşmakta. İnsan aklıyla dalga geçer gibi, ekmeğin gramajının azaltılarak fiyatının düşürüldüğü anlık çıkışlar da kar etmiyor imaj tazelemeye. Her kesimden insanın ortak sohbetlerinde değinilmeden geçilmiyor ekonominin durumuna. Hangi fikirden olursa olsun bu kesimlerin ortak düşüncesi bir şeylerin ters gittiği yönünde. Kısacası malumun ilanı mı desek, bilemedim?

On yılı aşkın süredir belli devlet kurumlarındaki atamalarda tek söz sahibi olan bir sendikanın yöneticileri, çıkıp bu günlerde liyakatsiz atamalardan bahsetmekte. Başka bir cenahın çay ve simitle yaptığı ekonomi hesaplarını es geçiyorum. Yap-işlet-devret projeleri ile hayata geçen köprü ve tünellerin vaat edilen kazanca ulaşamamasından ötürü hazine bütçesinden karşılanacak kısmı yıllık iki buçuk milyar doları bulmakta. Benzer bir durumda iken balkonlarındaki saksılarda bile ekim yapılsın talimatı vererek bataklığın dibinden çıkan bir Brezilya örneğini hatırlatmadan geçemeyeceğim. İhracatta ilk on devlet arasına girebilmiş ve son 10 yılda gelişmekte olan ülkeler sıralamasında oturduğu birincilik koltuğunu sonuna kadar hak etmiştir. Ülkemizin tarım ve hayvancılık ambarı olarak bizlere anlatıldığı Vatandaşlık dersleri çok uzak değil aslında. Şimdilerde ithal ettiğimiz tohumlarla elde edilen genetiği oynanmış mahsulün içine katık edeceğimiz kıymanın hangi ülke menşeili olduğunu araştırmakla meşgulüz.

Geçen acil nöbetlerimin birinde 16 yaşında bir delikanlıyı aşırı doz uyuşturucudan toprağa verdik. Haber değeri bile taşımadı. Eğitim ile ilgili aksaklıkları yazmak haddim değil. Lakin hedefsiz, idealsiz, tarih bilinci ve gelecek kaygısı taşımayan, hayatı gündelik yaşayan, bir şeyler üretip topluma ve ülkeye katkı sağlama fikrinden yoksun nesiller yığını oluşmakta. Aralarında üniversite mezunu bile barındıran, ama çoğunluğunu zorunlu ilköğretimi zorlama ile bitirenlerin olduğu bu topluluğun ana hedefi, araya siyasi birilerini koyarak elde edebilirlerse bir güvenlik, hasta bakıcılığı, bekçilik, zabıta gibi işlere kendi tabirleri ile kapak atmak. Belki o aşamadan sonra birazda banka veya varsa aile desteği ile evlilik planları yapmak. Sonrasında gelsin asgari ücrete endeksli bankaya bağımlı hayatlar ve o hayatların devamı olup sürece aynı noktadan devam edecek olan çocuklar. Bu çarkın herhangi bir dişlisinde aksama olduğunda süreç 16 yaşında morga kadar uzanabiliyor. Ya da şehrin karanlık sokaklarında karşılaşmak istemeyeceğiniz karanlık ruhlara dönüşebiliyor.

Bu sistemden şikâyetçi olanların büyük bir kısmını oluşturanlar ise, yine benzer özelliklere sahipler aslında. Tek farkları okudukları okullar veya aile yoluyla ellerinde tuttukları unvanların, koltukların kalıcı sahipleri olduklarına inanmaları. Toplumun orta kesimini oluşturan bu kısım zannımca daha sıkıntılı. Hayatlarını ve olanaklarını garanti olarak gördüklerinden fikir üretmek ve topluma bir şeyler kazandırmaktan o kadar uzaklar ki. Temel hedefleri uluslararası iş antlaşmaları yapan aile şirketlerinin tekne ve kumarhane sefaları yapan çocuklarının yaşadığı hayatları yaşama gayretinden oluşmakta.

Çiftçi, memur, işçi, işveren, öğretmen, müdür, doktor, hemşire, hâkim, savcı, asker, polis, müzisyen, tiyatrocu, şair, yazar… Suç kimde?

Tarihi dizilerden öğrenip, bütün kaotik gündemi bir gol sesiyle unutan, denileni yaparak ayakta kalabilen fikirsiz beyinler. Kendi çukurlarında kaybolmaya mahkûm giderek artan işsizler yığını. Çarkı kuranlar, çarkın dişlileri ve o dişliler arasında kaybolan hayatlar.

Bu kadar karamsarlığın arasında unutulmaması gereken temel nokta şudur: Türk Milleti özüne döndüğü vakit demir leblebidir. O dişlileri de kırar, o düzeni de bozar, o çarkı kuranların saltanatını da yıkar.

Bu sebeple “bütün Türk ve İslam düşmanları korkmakta haklıdırlar. Milliyetçi ve Ülkücü kadrolar gelecek, gasp edilmiş makamları, haksız arpalıkları ve hak edilmemiş unvanları geri alacak, bunları Türk’e yabancılaşmamış, ehliyetli ve namuslu kadrolara teslim edecektir. O günler pek uzak değildir.” (2)

Tarihimiz bu ve benzeri çetrefilli süreçler ile doluyken, bu aşamaları atlatabilmenin yolunun da aynı tarihin tozlu sayfalarında gizli olduğunu bilmek gerekir. Damarlarımızda dolaşan asil kanın bize kazandıracağı kudretin fakına varmak ve unutmamamız gerekenleri hatırla(t)mak da fayda var.

“Ey, Türkistan, şanlı ülke, güzel anayurt!
Bir gün gelir kaldırırız yine bayrağı;
İçimizden elbet çıkar yeni bir Bozkurt,
Yabancıdan geri alır kutlu toprağı…” (3)

               Bu yazının kaleme alındığı 5 Temmuz günü, katil Çin devletinin kural tanımazlığını bütün dünyaya gösterdiği URUMÇİ Katliamının onuncu yılıdır. Doğu Türkistan’daki şanlı direniş katil Çin devleti tarafından binlerce soydaşımızın şehit edilmesi ile son bulmuştur.

 

O vakit bize düşen:

Batur yüreklerimizi titretmeli,

Mitralyözlere yürüyen adımları izlemeliyiz.

“Nefsani ihtiraslardan kurtulmanın

Türk İslam Ülküsünde fani olmanın zamanıdır.” (4)

 

 

1: BAŞBUĞ ALPARSLAN TÜRKEŞ

2: Seyit Ahmet Arvasi – Sohbetler

3: Hüseyin Nihal Atsız – Türkistan İhtilalcilerinin Türküsü

4: Seyit Ahmet Arvasi – Türk İslam Ülküsü 1. Cilt

 

 

Uzm. Dr. Emre ÇATAL

05.07.2019 / 23:00 / SAMSUN

Yorumlar

sanalbasin.com üyesidir
Haber Merkezi | Karabudun.com.tr