Ana Sayfa MANŞET, YAZAR 30.07.2019 238 Görüntüleme

Peki Siz Kimsiniz Efendiler ?

Ülkücü…
Kayıtsız ve şartsız varlığını aziz Türk Milletine armağan ederek, kendi istikbalini, varlık yokluk kavgasını bir yana bırakıp Allah’a Kuran’a ve Bayrağa
Umumiyetle bağlı keskin fikirli er, dimdik bir kişilik ve hedefe varamasa da o yolun aşığıdır.

Son mektubunu Mustafalar ölür Allah davası ölmez Milliyetçilik yaşar yazarak noktalayan Cennet mekan ağabeylerimizin vurguladığı cümlenin öznesi Davanın yanı başında ki Mustafa’mıdır ? Yahut o ruhun davalarına olan tabiiyeti, isimlerinin dahi önünde ki kimlikleri midir bize emanet edilen?

Hani Galip Hocanın tamda bu duruma dair bir sözü var;
“Bizler davayı Ağrı Dağı’nın zirvesine çıkaracaktık.

Yola koyulduk. Bin zahmet ve emekle, acılar çekerek dağa tırmandık.

Zirveye vardığımızda sevincimiz sonsuzdu.

Ama küçük (!) bir noksanımız olduğunu fark ettik.

Davayı dağın eteklerinde unutmuştuk.

Meğer biz davayı değil, kendimizi zirveye çıkartmışız.”

Temelinde gerçek aşkın tevazu bulduğu, çileli yılların akabinde Mamakların c-5’lerin ekmek yahut su gibi sunduğu işkencelerde iman tazeleyen, idam sehpalarını Hz Allah’a kavuşma yolunda bir aracı gören neslin evlatları olarak, arkadaşlarımızdaki bu gevşek ve laubali halleri anlamak mümkün müdür?

Dünyalıkları uğruna her türlü kılığa girerek ihanet derecesinde bu davanın içini boşaltanlara dava arkadaşım demekte ihanet değil midir?

İsimlerini bir nimet gibi görerek etiket sevdası peşinden bir beyaz gömlek pahalı bir takım elbise içerisinde kılıktan kılığa devşirdikleri kişiliklerini de sevmek zorunda mıyız?

Hani yine diyor ya Galip Hoca;

“Ülkücü, sevgili bahis konusu oldu mu baştanbaşa hassasiyet kesilir. Şahsına fenalık yapanlara pek aldırmaz ama ülküsüne yan gözle bakanlara tahammülü yoktur. Sadakati için karşılık beklemez, mükâfat istemez, bir garip kişidir”

Siz kimsiniz peki? Hiç bir kalıba sığmayan arafta kalmışçasına yavan ve hevesli, ne bana nede başkasına benzemeyen kardeşler ? Gösterişli bir kapak ve yalnızca konu başlığı gibi önsözünüz de Ülkücü yazıyor… Lakin bir sayfa öteniz balıkçı tezgahında haftalardır bekleyen, kendisine pazar bulamayan kokuşmuş bir istavrit gibi.

Varlıklarını açlık ve tokluk kavgasına bağlı olarak şekillendirip cicili bicili giyinerek robotik hareketlerle meydan da dolaşan arkadaşlar haricinde yine etiket merakı ile türeyip, viski kokulu ağızları ile miting alanlarında en ön safta objektiflere müstakil pozlar veren fotoğraf sonrası ise ihale kapılarında Ülkücünün sırtına, omuzuna ve başına basarak kirli ticaretlerini geliştirenler var ki onları gargarasız anlatmak mümkün değil…

Rahmetli Başbuğumuz Alparslan TÜRKEŞ’in

“Dava adamı olmanın birinci şartı, dava değil; adamlıktır. Dava öğretilir, adamlık öğretilmez” sözünden yola koyularak eğilme vaktinizin çoktan geçtiği gerçeği ile yüzleşiyor ve sizle mücadele etmenin boynumuzun borcu olduğunu yineliyorum.

Liderin Emrinde,
Başbuğun izinde,
Son nefer,
Son nefes,
Son damla…

 

Yorumlar

sanalbasin.com üyesidir
Haber Merkezi | Karabudun.com.tr