Ana Sayfa MANŞET, YAZAR 13.06.2019 489 Görüntüleme

NE ARA BÖYLE KÖTÜ OLDUK?

Sosyal medyada özellikle Twitter’da sık sık gündeme gelen taciz, çocuk istismarı, şiddet gibi görüntüler toplum hayatında da sıkça konuşulan ve insanları umutsuzluğa yönelten bir konu haline geldi. Herkesin aklına aynı soru geliyor; “Ne ara böyle kötü olduk?”

İnsanlık tarihi boyunca insanlığa yine yalnızca insanlar zarar vermiştir. Hayatta kalma durumu haricinde, keyfi olarak kötülük yapan, çevresine zarar veren ve doğanın dengesini bozacak yıkımlarda bulunan başka bir canlı türü yok. Habil ile Kabil’in kavgasının başladığı günden beri devam eden “İyi-Kötü Savaşı” günümüzde teknolojik gelişmeler ve küreselleşme ile beraber hadsafaya ulaşmış vaziyettedir. Çağlar geçtikçe artan suçlar, sosyal bir varlık olan insanın, toplum içerisinde kendini güvenli hissetmesinin önündeki bir engel durumdadır.

Hemen hemen her gün gündeme farklı şekilde gelen şiddet haberlerine verilen tepkileri dikkatle incelemenizi tavsiye ederim. Olayın duyulmaya başladığı ilk dakikalarda verilen tepkiler genel olarak inkar üzerine oluyor. İlk olarak olayı kabul etmeme, inanmama noktasında yayılan “Bu kadar da olmaz” söylemleri tam da o kadarının olmasıyla sonlanıyor. Bu şoku atlattıktan sonra verilen “Bunu yapan insan olamaz” tepkisi ise yapanların herkes gibi insan olduğunu fark etmekle sonlanıyor. Tüm bu şokları atlatan ve olayı kabullenenler ise ne yazık ki, failin de ortaya çıkmasıyla birlikte “diğer mahalleyi” suçlayarak “senin kötün, benim kötüm” yarışına giriyor. Ancak bu durum ise dil, din, ırk, cinsiyet, kültür fark etmeksizin her kesimin içerisinde kötü insanlar olduğu gerçeğiyle yüzleşmemiz ile sonlanıyor. Bu nedenle bir olaya karşı gösterilen inkar durumu, yeterli bir savunma mekanizması olmaktan çıkıyor.

Bir insanın doğduğu ilk andan itibaren boş bir dolap gibi olan zihni, yaşadığı çevrenin istekleri ve yaşayacağı toplumun öğretileri ile gerekli, gereksiz her şeyi alarak karmaşık bir yapıya bürünüyor. Boşluğun getirdiği rahatlık ile yapılan söylemleri seçicilik olmaksızın kabul ederek içine alan genç zihin, yıllar geçtikçe karşılaştığı durumlara hayatının ilk 6 senesinde aldığı öğretilerle şekillendirmeye başladığı karakteriyle tepki vermeye başlıyor. İnsanlar, ergenlik dönemiyle birlikte toplum içerisinde daha aktif rol aldıkça siyaset, ekonomi, kültür, spor gibi kavramları ve toplumsal normları öğrenmeye başlıyor.  Birey, yıllarca zihnini dolduran gerekli-gereksiz eşyaların dış çevreden gelen bir “ateş” ile temasıyla suç işleme noktasına gelerek adeta alev almaya başlıyor. Ortaya çıkan alev ise bireyi ve bireyin etrafındaki insanları yakmaya yetiyor da artıyor bile.

Peki zihindeki yanıcı maddeyi ateşten uzak tutmak için ne yapmamız gerekiyor? Yazımızın başında bahsettiğimiz gibi kötülük, insanlık tarihi kadar eski bir kavram. İnsanoğlu var olduğu müddetçe içerisindeki kötülük kavramını tetikleyecek ateşlere yaklaşmaya, çevresine ve kendisine zarar vermeye devam edecek. Ancak hiçbir dönemde ateşe yani suçu ortaya çıkarma nedenine bu kadar kolay ulaşabildiğimiz bir dönem yaşanmamıştır. Siyasetin ve ekonomik bunalımların getirdiği kutuplaşma ortamı, güvenli sokak kültürünün yok edilmesi, hukuk sisteminin yıpratılması gibi sorunlar nedeniyle insanların ruh sağlığı bozulmaya başladı. Toplum içerisinde birbirimize tahammül sınırımız ne yazık ki zayıfladı. Toplumsal hayatın vazgeçilmez ve temel sayılan ilişkilerinden olan komşuluk ilişkisinin esamesi dahi okunmazken, şiddet uygulan kimseler ifadeleri alınıp serbest bırakılırken, kardeşin kardeşe siyasi nedenlerle küstüğü günleri yaşıyorken çocuklarımıza nasıl güzel bir dünya bırakabiliriz?

Çocuklarımıza güzel bir dünya bırakabilme isteği toplumdaki herkesin ortak düşüncesidir. Çocukların dilediği gibi gezip eğlenebildiği, tehlikelerden uzak oynayabildiği, öldürülmediği bir dünya için ne yapmalıyız? “Eğitim şart” diyecekler olacaktır. Elbette eğitim şart ancak 80 + 5 milyonu nasıl eğitebiliriz? Unutmayın ki, bugün yüz binlerce insanın insanları öldürüp yağma yapmamasının nedeni eğitim değil bunun hukuken cezasının olmasıdır. Toplumdaki güvenilir ortamın teminatı ve kimsesizlerin kimsesi olan devletimizin şiddete ve çocuklara yönelik her türlü suça en ağır yaptırımları uygulamalıdır. Yıllardır süregelen “kentsel dönüşüm” projesinde kentlerimizi eski, sade ama güzel olan mahalle kültürüne dönüştürecek planlamalar yapılmalı, çocuklarımızın güvenle oynayabilecekleri oyun alanları oluşturulmalıdır.  Çocukların kendilerini korumasını öğretmenin, büyüklerin çocuklara ihmal ve istismarda bulunmamasını öğretmekten kolay olduğu günlerdeyiz. Toplumun tüm kesimlerine ihmalin ne olduğunu anlatmalı, ihmalin de bir cezasının olacağı bildirilmelidir.

Bozulmaya başlayan toplum yapısının düzeleceği, yurttaşlarımızın yaşadığı ruhsal bunalımın azalacağı, ekonomik buhranın sona ereceği, çocuklarımızın yüzünden gülümsemenin eksik olmayacağı günlerin gelmesi umuduyla…

Mustafa KEKİLLİ

 

Yorumlar

sanalbasin.com üyesidir
Haber Merkezi | Karabudun.com.tr